Son Doğum Günü 2.Bölüm/Ölünün Sırrı
2.Bölüm / Ölünün Sırrı
“Sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum.”
Nilgün Marmara
01.20
Birisi, -"Polisi arayın!" diye bağırdı. O an, herkesin içinde bir korku dalgası yayıldı.
Emma ağlayarak Violet'in cansız bedenini düşündü. Her şey bir anda çok gerçekleşmişti. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu.
Sirenlerin sesi, yakınlarda bir yerde çığlık gibi yankılanırken, birkaç dakika sonra polis kapıdan içeri girmeye başladı. İlk gelen arabalar, hızla park etti ve polisin giydiği mavi üniformalar hemen görünür oldu. Kapı açıldığında, dedektifler ve polis memurları hızla içeri adım attılar. Sert adımlar, sert bakışlar ve yetkili bir tavır salona yayıldı.
-"Herkes sakin olsun, kimse hareket etmesin!" dedi bir dedektif, sesi sert ve otoriterdi. -“Kimse dışarı çıkamaz, herkes burada kalacak.”
Kalabalık, panik içinde birbirine bakarken, polis memurları hızla etrafa göz attılar. Dedektifler, odadaki her bir kişiyi dikkatle izliyor, kimsenin bir adım daha atmamasını istiyorlardı. Herkesin, Violet’in ölümüne dair bir şeyler biliyor gibi olduğu, ama kimsenin açıkça konuşmadığı hissi vardı.
-"Olay yerini terk etmeyin!" diye bağıran bir polis memuru, tuvaletin yönüne doğru ilerlerken, herkesin üzerine korku ve belirsizlikle bakıyorlardı. Salondaki herkesin içinde bir gerilim vardı, çünkü her bir kişi, katilin kim olduğunu bilmiyordu ama herkesin içindeki şüphe büyüyordu.
Ellerinde taşıdıkları sarı şeritlerle olay yerini çevrelemeye başladılar. Bant, bir uçtan diğerine çekilirken gerildi ve üzerine yazılı siyah harflerle "Olay Yeri İnceleme" ibaresi net bir şekilde ortaya çıktı. Şerit, çevrede toplanan meraklı kalabalığı uzak tutmak için sınır görevi görüyordu. Şerit çekilirken sessizlik hâkimdi, yalnızca banttan çıkan cızırtılı ses duyuluyordu.
Bir memur, tuvaletin köşesinde dikkatle yerleştirilmiş bir nesne fark etti. Diğer polisler de birbiriyle göz teması kurarak, o nesnenin bir bıçak olduğunu fark etti. Dedektif, -"Bu bıçak çok önemli." diyerek, hemen delil torbasına konulmasını talep etti.
Bıçak, kanla lekelenmiş ve parmak izi izleri taşıyordu. Eldivenli ellerle dikkatlice alınarak, beyaz torbaya yerleştirildi.
02.23
Dedektif, hızlıca odayı taradıktan sonra, Emma'nın bulunduğu köşeye doğru yürüdü. Emma'nın yüzü hala kızarmış, gözleri ise kırmızıydı.
-"Sen Emma'sın, değil mi..?" dedi, sesindeki yumuşaklık, bir anlamda Emma'yı rahatlatmaya çalışıyordu. Ama bu, ona daha fazla acı veriyordu.
Emma kafasını yavaşça kaldırıp doğruca dedektife baktı ve başını salladı.
-"Beni tanıdığını sanmıyorum. Ben Dedektif Edgar. Violet'in ölümüne dair sana birkaç soru soracağım. Hadi gelin toplantı odasına geçelim.”
İçeri girdiklerinde, dedektif Emma'yı başına yerleştirdiği sandalyeye davet etti. Dedektifin sert ve kararlı tavrı, ona bir şekilde güven veriyordu. Fakat her an, Violet'in gülümseyen yüzü gözlerinin önünden geçiyor, ona dair hatıralar, derin bir yara gibi içini sarmaya devam ediyordu.
-"Lütfen oturun, Emma." Dedektif Edgar'ın sesi, sertliğine rağmen sakin bir tını taşıyordu. Emma, biraz tereddüt ederek, sandalyeye oturdu.
Emma’nın elleri titriyordu. Dedektif, yavaşça karşısındaki sandalyeye oturdu, gözleri nazik ve dikkatliydi. İçindeki sert tavır, tamamen işine odaklanmış olsa da, Emma'nın durumunu anlamak için elinden geleni yapıyordu.
Bir süre sessiz kaldı, sonra gözyaşlarını tutamayarak derin bir iç çekişle başını eğdi. İçinde suçluluk duygusu giderek büyüyordu.
-"Ben... onu koruyamadım…" diye mırıldandı, sesi sanki bir fısıldama gibi yavaş ve kırılgandı.
-"Belki de daha dikkatli olmalıydım... belki onunla daha fazla konuşmalıydım. Her şey çok hızlı oldu, çok geç kaldım."
Dedektif Edgar, Emma'nın içinde bulunduğu derin kederi hissediyordu. Yavaşça sandalyeye oturdu, dikkatlice ona yaklaşarak samimi bir şekilde konuştu.
-"Emma, senin yapabileceğin hiçbir şey yoktu. Violet'i koruyabilecek olsaydın, elbette yapardın. Ama bazen, işler bizim elimizde olmadan gelişiyor."
Dedektifin sesi, Emma'ya nazikçe dokunmaya çalışırken hala kararlıydı. "Hiçbirimiz, böyle bir şeyin olacağını tahmin edemezdik.”
-"Hiçbirimiz, böyle bir şeyin olacağını tahmin edemezdik."
Emma başını kaldırarak gözlerinden akan yaşları silmeye çalıştı ama suçluluk duygusu bir türlü geçmiyordu.
-"Bunu nasıl yapabilirim, dedektif?" diye sordu,
sesindeki umutsuzluk dikkatle fark ediliyordu.
-"Violet'i daha fazla dinlemeli, ona daha fazla yardımcı olmalıydım. Belki de ona daha çok zaman ayırmalıydım. O bana ne kadar değerliydi, ama ben..." Cümlesi, bir kez daha ağlamamak için yarıda kesildi.
Dedektif Edgar, Emma'yı dikkatle izledi. Onun suçluluk duygusunu anlamak, bir yandan da ona biraz huzur vermek istiyordu.
-"Bunu yapabilirdin, evet. Ama hayatta bazen bazı şeyleri kontrol edemeyiz." dedi, sesi daha şefkatli bir tona bürünerek.
-"Ve Violet, seni kaybetmek istemezdi. O, her zaman güçlüydü, ve seni asla suçlamazdı."
Emma, bir süre gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı.
-"Ama ya ben, Dedektif? Neden ben... neden engel olamadım?" Sözlerinde büyük bir acı vardı. "Ben en yakın arkadaşıydım... Benim görevim, onu korumaktı.”
Dedektif Edgar, ona nazikçe bakarak yavaşça bir adım daha yaklaştı.
- "Emma, bazen elimizden gelenin en iyisini yapsak bile, hayat bizim planladığımız gibi gitmiyor. Violet senin için çok şey ifade ediyordu, biliyorum. Ama unutma, ona iyi bir arkadaş oldun, her zaman yanındaydın."
Bir an sustu ve ardından ekledi,
-"Bunu gerçekten anlaman gerek. Elinden geleni yaptığını biliyorum. Kendini suçlama, çünkü o seni sevdi. Her şey senin suçun değildi."
Emma, gözlerini kapatarak başını hafifçe salladı.
-"Ama şimdi... Violet olmadan nasıl devam edeceğiz?" dedi, çaresiz bir şekilde.
Dedektif, Emma'nın içindeki acıyı hissediyor gibiydi ama olması gerekeni söylemesi gerekiyordu.
-"Devam edeceğiz, Emma. Çünkü Violet seninle gurur duyardı. Şimdi ona bir şey daha yapmalıyız. Onun adına adalet aramalıyız. Ve bu, onun anısına yapabileceğimiz en güzel şey.”
Emma gözlerini tekrar açtı, biraz olsun rahatlamış bir şekilde
-"Evet..." dedi, sesindeki hüzünle. "Violet için yapmalıyız."
Dedektif, ona son bir kez nazikçe gülümsedi,
-"Aynen öyle. Ve unutma, her zaman bu yolculukta seni yalnız bırakmayacağım."
Emma, bir an için içindeki suçluluk duygusunun biraz olsun hafiflediğini hissetti. Ama Violet'in kaybı, hala kalbinde bir boşluk bırakıyordu. Bu kaybı unutmak imkansızdı, ama adalet için savaşma sözü, ona biraz güç vermişti.
Dedektif, Emma'nın birkaç saniye sessiz kaldığını fark etti. İçindeki duygusal fırtınayı anlamıştı, ancak onun bu durumu aşabilmesi için güvenini kazanması gerektiğini biliyordu.
-"Emma, Violet'in son zamanlarda kimlerle vakit geçirdiğini, kimlerle iletişimde olduğunu anlatabilir misin? Belki bir ipucu bulabiliriz," dedi, daha önceki sert tavrından uzak, yumuşak bir tonla.
Emma, gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. -"Biliyorsunuz, son zamanlarda hiç kimseyle paylaşmak istemediği şeyler vardı. Beni daha da uzaklaştırmıştı. Ama bir kişi vardı... Adriel."
Dedektif başını hafifçe eğdi.
-”Adriel kim?"
-"Violet'in eski sevgilisi," dedi Emma, sesi hafif titreyerek.
-"Ama, o sonrasında birbirlerinden tamamen ayrıldılar. Violet, onu bırakmıştı. Yine de, Violet onu asla unutamamış gibiydi. Zor bir ilişkileriydi, ama Violet, her şeyin bittiğini düşünmüştü. Sanırım, o kadar kolayca bitmemişti.”
-"O zaman, Adriel’in hâlâ Violet'in hayatında bir rolü olabilir mi?" Dedektifin sorusu, Emma'nın kafasında yeni bir şüphe yarattı.
Emma, gözlerinde karanlık bir gölgeyle, kafasını hafifçe salladı.
-"Bilmiyorum... Ama, o gece Violet'in davranışları farklıydı. Huzursuzdu. Ama ne söyleyeceğini bulamıyordu. Sanki bir şey gizliyordu, ama ne olduğunu anlayamadım."
Emma'nın gözlerinden, Violet'in o son gecesindeki endişesi hala okunuyordu.
Dedektif, bu yeni bilgiyi dikkatle not aldıktan sonra;
-"Evet, bu önemli bir ipucu." dedi, bir süre sessiz kaldı. -"Adriel’i sorguya alacağız. Ancak, bu arada başka kimseyle olan ilişkileri hakkında bir şey biliyor musun?”
Emma gözlerini kaçırarak, bir anlığına düşündü.
-"Hayır, o bir şekilde etrafındaki insanlarla, özellikle de bizi tanımayanlarla ilişkilerini hep uzak tutardı. Sonunda bu kadar yalnız kaldı. Kimse Violet'i gerçekten anlamıyordu."
-"Bu yalnızlık onun bir zaafıydı," dedi dedektif, başını onaylar bir şekilde sallayarak. "Yalnız kaldıkça, kimseye güvenemedi. Ve işte tam burada, katilimiz gizleniyor olabilir.”
-"Emma, son bir şey daha... Violet son olarak kimle yalnız vakit geçirdi?"
Dedektif sordu, gözlerinde bir kararlılık vardı.
Emma, derin bir nefes aldı.
-“Sonrasında Adriel dışında kimseyle bir araya gelmedi. Ama bir süre önce, Scarlett ile çok sık görüşüyordu.”
04.30
Violet'in cesedi, polis ekipleri tarafından dikkatlice hastaneye götürülmek üzere ambulansta nakledildi. Cesedin morga nakledilmesi sırasında polis memurları, etrafı sararak herhangi bir delilin kaybolmasını engellemeye çalıştılar.
Violet'in cesedi hastaneye getirildiğinde, hastane morgundaki otopsi için hazırlıklar başlatıldı. Otopsiyi yapacak olan adli tıp uzmanı, cesedin üzerindeki izleri dikkatlice inceledi.
Adli Tıp Uzmanı:
-"Violet'in vücudunda kesik izleri var. Bu bıçakla işlenen bir cinayet. Kesik, karın bölgesinde derin ve ölümcül. Muhtemelen ciddi kan kaybı nedeniyle ölüm gerçekleşmiş."
Adli tıp uzmanı, cesedi dikkatlice inceledi ve birkaç saat süren otopsi işleminden sonra, ölüm sebebini kesici bir aletin neden olduğunu doğruladı. Violet'in ölümü, tam anlamıyla bir cinayetti. Ceset, otopsi sonuçlarına göre kesici aletle öldürülmüş ve olayın soğukkanlılıkla planlanmış olduğu düşünülüyordu. Ceset otopsinin tamamlanmasının ardından morga nakledildi.
05.00
Kapı ağır bir şekilde açıldığında, morgun soğuk havası hemen içeriye girdi. Beyaz floresan ışıkları, her şeyi daha da soğuk ve uzak gösteriyordu. Violet'in annesi, yavaşça içeri adım attı. Kalbinin atışı her saniye daha da hızlanıyordu. Bir şeyler doğru değildi, ama kalbi hala buna inanmıyordu.
-"Hayır, hayır olamaz..." diye mırıldandı, kocası ise suskun bir şekilde yanındaydı.
Violet'in annesi, morgun içinde ilerledikçe gözleri odanın içindeki soğuk metal masada yatan kızının bedenine takıldı. Bir anlık boşluk vardı. Annesi hem şaşırmış hem de çok üzgündü. Violet'in cansız bedeni, beyaz örtüyle örtülmüş, ama yüzü hâlâ o tanıdık güzellikteydi.
Anne, bir adım daha attı, ama her adımda bedeni titredi.
-"Violet..." diye fısıldadı, bir kez daha. Sanki bu kelimeyi gözleriyle ya da duygularıyla dile getirmeye çalışıyordu. Kızının soğuk bedenini görmek, ona Violet'in gerçekten öldüğünü gösterdi.
Violet'in annesi, dizleri üzerinde çöktü, kızının bedenine daha da yakınlaşarak;
-"Burada üşürsün... Burada üşürsün tatlım..." diyerek, ağlamaya başladı. Başını hafifçe eğerek, kızının yüzüne dokunmaya çalıştı, ama elleri titriyor, her dokunuşu ona daha fazla acı veriyordu.
Babanın elleri, eşinin omuzlarına hafifçe yapıştı, ama kalbinin içinde bir eksiklik vardı, bir boşluk... Çünkü kızı, en değerli parçası, artık yoktu.
O an, baba sadece eşini sarılarak teselli etmeye çalıştı, ama içinde bir sessizlik vardı ki, o kadar yoğun, o kadar derindi ki, hiçbir kelime bu boşluğu dolduramazdı.